Dracula - Bela Lugosi
Stoker'in Romen Voyvodasi Vlad Dracul'dan (Kazikli Voyvoda) esinlenerek kaleme aldigi gotik, zarif ve bir o kadar da olumcul Drakula'si 1897'de Ingiltere'de piyasaya ciktiginda tum kamuoyunun hayalgucunu etkilemisti. Resimde gordugunuz ve belki de en unlu ve ilham verici Dracula karakteri Bela Lugosi'nin oynadigi 1931 yapimi Dracula filminden bu yana Dracula hikayesi bircok yonetmene ilham kaynagi olmus ve bu persona artik korku hikayesi ve temalarinin bas aktoru haline gelmistir.
Bram Stoker dogduktan 14 sene evvel, 1833 yılında Tırnava kadısı Ahmet Şükrü Efendi tarafından Istanbul'da hükümet merkezine gönderilmiş ve Takvim-i Vekayi gazetesinin 69. sayısında yayınlanmış bir hikaye vardir ki, bilmiyorum kendisi bu hikayeden haberdar miydi: 833 yılında Tırnava kadısı Ahmet Şükrü Efendi tarafından hükümet merkezine gönderilmiş ve Takvim-i Vekayi gazetesinin 69. sayısında yayınlanmıştır:
“Tırnavada
cadılar türedi . Gün battıktan sonra evlere dadanmaya başladı. Zahireye dair
un, yağ, bal gibi şeyleri birbirine katar ve bazen içlerine toprak karıştırır.
Yüklüklerde bulduğu yastık, yorgan, şilte ve bohçaları didikler, açar, dağıtır
insanların üzerine taş, toprak, çanak ve çömlek atar, hiç kimse bir şey
göremez. Birkaç kadın ve erkeğin üzerine saldırmış. Bunlar çağırıldı, soruldu:
“Üzerimize sanki manda çökmüş sandık“ dediler. Bu yüzden mahalle halkı evlerini
başka yana taşımışlardır. Kasaba halkı bunların cadı denilen habis ruhların
eseri olduğunda ittifak etti. İslimye kasabasında cadıcılık ile tanınmış Nikola
adındaki adam getirildi ve kendisiyle 800 kuruşa pazarlık edildi. Bu adamın
elinde resimli bir tahta vardı. Mezarlığa gider, tahtayı parmağının üzerinde
çevirir resim hangi mezara bakarsa cadı o mezardaki habis ruh imiş. Büyük bir
kalabalıkla mezarlığa gidildi. Resimli tahtayı parmağında çevirmeye başlayınca
resim sağlıklarında yeniçeri ocağının kanlı zorbalarından Tekinoğlu Ali Alemdar
ile Apti Alemdar denilen iki şakinin mezarına karşı durdu. Mezarlar açıldı.
Cesetler yarım misli büyümüş, kılları ve tırnakları da üçer dörder uzamış
bulundu. Gözlerini kan bürümüş, gayet korkunç idi. Mezarlıktaki bütün kalabalık
bunu gördü. Bu adamlar sağlıklarında her türlü pis çirkin işi yapmış, ırza,
namusa, mala saldırmış, adam öldürmüş Yeniçeri ocakları kaldırıldığı zaman her
nasılsa yaşlarına bakılarak cellada verilmemiş ecelleri ile ölmüş kişilerdi.
Sağlıklarında yaptıkları yetmezmiş gibi şimdi de halka habis ruh olarak
tebelleş olmuşlardı. Cadıcı Nikola’nın tanımına göre , bu gibi habis ruhları
defetmek için cesetlerin göbeğine birer ağaç kazık çakılır ve yürekleri kaynar
su ile haşlanırmış. Ali Alemdar ile Apti Alemdar’ın cesetleri mezardan
çıkarıldı. Göbeklerine birer ağaç kazık çakıldı ve yürekleri bir kazan kaynar
su ile haşlandı. Fakat hiç tesir etmedi. Cadıcı “bu cesetleri yakmak gerek”
dedi. Bu hususda şer’an da izin verildi ve iki yeniçerinin mezardan çıkarılan
cesetleri mezarlıkta yakıldı. Çok şükür kasabamız da cadı şerrinden kurtuldu”
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder